Açıklama
Bir Sovyet Diplomatının Anıları
1922 – 1923
Önsöz: D. Yuditskiy
Türkçeleştiren: Leonid Vladislav Bahrevsky
“Sayın Başbakan, bir kere daha vurgulamak istiyorum ki Moskova’da, yeni Türkiye hükümetinin, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu ve Türkiye’nin bağımsızlığı uğruna savaşmış olan Kemal Atatürk politikasının prensiplerini takip etmek niyeti için beyanatınız memnunlukla karşılanmıştır. Komşu ülkelerimiz arasında dostluk ve hatta kardeşlik ilişkileri, hatıramızda Atatürk ismiyle bağlıdır. ‘Sovyet–Türk dostluğu bugüne kadar uluslararası barışın sağlanması katkı ve fayda getirmiştir. Bu dostluk ileride daha da olumlu ve yararlı olacaktır.’ diyen Atatürk’ün sözlerini unutmayacağız”.
SSCB Başkanı Nikita Sergeyeviç Kruşçev’in Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e mektubu, 1960.
S. İ. Aralov’un “Bir Sovyet diplomatın anıları, 1922 – 1923” adlı kitabı, Sovyet devletinin dış politikası konusuna dair olan anıları, bugüne kadar yayınlananlar arasında nadir kitaplardan birisidir. Bu kitap tam zamanında yayınlanmıştır. İlginç olaylar ve şahsi gözlemlerle dolu. Kitap Sovyetler Birliği içinde ve dışında bulunan okurları, Büyük Ekim Sosyalist Devrimden sonra Sovyet Rusya ile Kemalist Türkiye arasındaki ilişkilerinde açılan dostluk sayfasını değerli gözlem ve bilgilerle daha da zenginleştirecektir.
Kitabın yazarı Simon İvanoviç Aralov Birinci dünya savaşı sırasında Rus–Alman cephesinde bulunuyordu. 1917 yılında Şubat devrimi günlerinde kendisi cephedeki askerlerin devrimci sovyet hareketine katılmıştır. Bir çok defa asker temsilcileri sovyetine delege olarak seçilmiştir. General Kornilov tarafından organize edilen karşı devrim isyanının bastırılmasına doğrudan katılmıştır.
Büyük Ekim Sosyalist Devrim günlerinde S. İ. Aralov Sovyetlerin II Kongresine ordudan seçilen delege olarak girmiştir. Bu kongrede Vladmir İliç Lenin evrensel barış kararnamesini okumuştur ve tarihte ilk olan işçilerin ve köylülerin devletinin dış politikasının ana prensiplerini formüle etmiştir.
1918 yılında V. İ. Lenin’in özel bir talimatı üzerine S. İ. Aralov Ordu ve Donanma İşleri Halk Komiserliğinin faal bölüm amirliği görevine tayin edilmiştir. Ve Lenin’in yönetimi altında, Kızıl Ordu’nun kuruluş aşamasında alay ve tümenlerin organize edilmesi görevini yürütmüştür.
İç savaş yıllarında S. İ. Aralov Güney–Batı cephesinde 12. ordusunun Devrimci Asker Sovyetleri Kurulunun üyesi idi. İç savaştan Kızıl Ordunun kesin zaferle çıkmasından sonra Ekim 1920’de S. İ. Aralov, Mütareke/ateşkes anlaşması akdedilmesi ve Ukrayna’da yeni sınırın tespit edilmesiyle uğraşan Hükümet heyetinin başkanı olmuştur. Ayrıca Polonya ile Barış anlaşmasının akdedilme sürecine aktif olarak katılmıştır.
S. İ. Aralov bu tür çalışmalarıyla diplomatik yeteneğini ispat etmiştir. Bu yeteneklerini S. İ. Aralov Lituanya’da Sovyet devletinin yetkili temsilcisi olarak çalıştığı dönem daha da geliştirmiştir.
Durumu gayet zor ve karmaşık olan Kemalist Türkiye’de Sovyet Rusya yetkili temsilcisinin atanması için konu gündeme geldiği zaman birçok aday arasından Simon İvanoviç Aralov seçilmiştir. Aslında kısa süreli yoldaş Natsarenus görevi hesaba alınmazsa, S. İ. Aralov genç Türkiye Cumhuriyetinde ilk gerçek Sovyet büyükelçisi olmuştur. Yeni Türkiye için bu dönem, İngiliz–Yunan işgalcilere ve iç karşı devrim güçlerine karşı milli kurtuluş savaşının verildiği süreçti.
Görevini yaparken S. İ. Aralov, V. İ. Lenin’den alınan tavsiyelere ve talimatlara uymaktaydı, gerektiği gibi Sovyet devletinin menfatını temsil ederken Sovyet ve Türk halklarının arasında dostluk ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik büyük ve önemli çalışmalar yapmıştır.
Diplomatın anıları, çok önemli uluslararası olaylarla dolu 1922 – 1923 yılları dönemini kapsamaktadır.
Kitabın yazarı, emperyalistlere karşı bağımsızlık savaşına kalkmış Türkiye başta olmak üzere, Şark/Doğu halklarının milli–kurtuluş hareketine Büyük Ekim Sosyalist Devriminin fayda, yardım ve etkisini sunmaya çalışmıştır.
Türkiyede bu savaşın lideri, üstün yetenekli general Mustafa Kemal Paşa olmuş. Kendisi ilerici ve yurtsever subayları ve erleri birleştirebilmiş ve milli burjuvaziye dayanarak başında Padişah/Sultan’ın olmasına rağmen emperiyalistlere ve iç gericiliğe karşı ulusal kurtuluş savaşını başlatmıştır.
Kitapta o dönemdeki Türkiye durumu gayet canlı tarif edilmiştir. Sovyet Misyonun kurtuluş savaş ile sarılmış Anadolu’dan Ankara’ya gidilmesini gösteren sayfalar, genç Türkiye yöneticileriyle, şehirli ve köylülerle S. İ. Aralov’un sohbet ve konuşmaları oldukca ilgi uyandırıcı. Zor savaş koşulları içinde bulunan genç Türkiye’ye karşılıksız ve etkili yardımı sağlayan Sovyetler Ülkesine karşı Türk halkının sempatilerinin hızlı bir şekilde artışı, okuyucu gözünden kaçmayacak bir durumda.
Kitabın en önemli bölümlerinde entresan olaylar, çarpıcı örnekler verilerek anlatımın yanı sıra genç Türkiye’nin önderi ve Sovyet Rusya ile dostluğun taraftarı olan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın portresi de çizilmekte.
Yazar yoğun olarak Mustafa Kemal’in açık demeçleri ve Türkiye’de sade/sıradan insanlarla yaptıgı konuşmalarını yorumlamakta. S.İ.Aralov Mustafa Kemal’i Şark/Doğu halklarının milli–kurtuluş hareketi için Büyük Ekim Sosyalist Devrimin tarihsel önemini tam olarak anlamış ve Sovyet–Türk dostluğunu yeni Türkiye dış politikasının temeli olarak kabul eden devlet adamı sıfatıyla okur karşısına çıkmaktadır. S.İ.Aralov’un kurtuluş şavaşının önderlerinden – Gazi Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Kazım Paşa ve ayrıca Türk ordusunun başka subay ve generalleriyle – görüşme ve konuşmaları özellikle tarihçiler için ilginç ve değerli bir kaynak niteliğinde.
Ayrıca kitapta yazarın; Mustafa Kemal’i görünüşe göre destekleyen, ama gerçekten kendisinin can düşmanları olan, fiilen batı emperiyalist güçlerin, feodallerin ve gericiliğin çıkarına hizmet eden yapılanmalar hakkındaki, şahsi izlenimleri de gayet interesandır. Örneğin, S. İ. Aralov’un Türkiye başbakanı Rauf Bey ile görüşme kayıtları, Kemal Paşa’ya karşı oluşturulmuş muhalefetin irticai/gerici tabiatının (yönünün) açığa çıkmasına yardımcı olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti kurulma aşamasında ve ülkede yapılmak istenen ilerici reformlar tartışılırken (S. İ. Aralov bu olaylara doğrudan doğruya şahit olur), yazar kitapta iktidara gelmiş Türk milli burjuvazinin ikirciliğini/tavırsızlığını/kaygılı durumunuda sergiliyor. Milli burjuvazi, yabancı emperyalistlere ve karşı devrimcilere karşı, ulusal istiklal/bağımsızlık uğruna, ülkenin üretim güçlerinin gelişmesi ve ekonomik bağımsızlık için Türk halkın mücadelesinin başında bulunuyordu. Aynı zamanda Türkiye’nin iç ve dış durumu pekişince, milli burjuvazi gittikçe kendisi için daha fazla ayrıcalıkları temin ederken, yabancı işgalcilere karşı zaferin kazanılmasında büyük katkıları bulunan işçi ve köylülerin hayati çıkarları hiç hesaba alınmamıştır.
O dönem gündemin en önemli konularından biri olan Boğazlar konusu Lozan barış konferansına hazırlanılması ve konferans hakında yazar detaylı olarak Türk delegasyonun pozisyonu hakkında bilgi sunuyor. Görüşmelere katılan Sovyet Rusya desteğine dayanarak Türkiye kendisi için gayet olumlu şartları sağlar. Aynı zamanda S. İ. Aralov, bu doğrultuda kısmen Türk aktivistlerle konuşmalarını analiz ederek saldırgan İngiliz emperiyalizminin tasarım, düşünce gerçek hedefini açığa çıkarmaya çalışıyor. Lord Curzon başkanlığı altında İngiltere delegasyonu, Lozan konferansı sırasında, 16 Mart 1921 tarihli Sovyet–Türk dostluk anlaşmasını sabote etmeye çalışarak genç Türkiye’yi Sovyet Rusya’dan izole etmek ve böylece Türkiye’yi yeniden batılı güçlerin kontrolü altına girmeye zorlamışlardır. Lozan konferansını hatırlatarak yazar konferansta, İngiltere ile Fransa arasında varolan çelişkilerden kaynaklanan İngiliz–Fransız düellosu oluşmasına rağmen, gerek İngiltere’nin ve Fransa’nın, gerekse de İtalya’nın ve ABD’nin ortak bir çıkarlarının varolduğunu işaret eder.
Yazar kitapta şunu da kaydeder: Kemalist Türkiye kesin olarak İngiliz–Yunan işgalcileri bozguna uğratarak Lozan’a gelmesine rağmen Curzon’un emperyalist baskısına karşı Türkiye hükümetinin uysallığı ve Sovyet Rusya’ya yakınlığını göstermek korkusu konferansta Türkiyenin izole olmasına yol açar ve önemli derecede Türkiye tarafından elde edilen başarılar törpülenir.
Kitapta Mustafa Kemal Paşanın günlük yaşam tarzından ve yapılan reformlara dair ilginç sayfalarda bulunmakta. S. İ. Aralov kitabında okurlarıyla gayet ilginç gözlemlerini paylaşarak unutulmaz olayları anlatır.
Ülkeye hizmetlerinden dolayı Atatürk ismi layık görülen Gazi Mustafa Kemal Paşa öldükten sonra, ABD emperyalizminin yardımıyla ülkenin gerici güçleri, Türkiye’de yapılmış reformlara karşı mücadeleye başlamışlar ve gerek iç, gerekse de dış politikasında ülkeyi gerci bir yola döndürmüşler. SSCB ile dost ilişkiler bozulur. Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetmenliği altında halk tarafından kazanılmış Türkiye’nin bağımsızlığı yitirilir ve çiğnenir.
Saldırgan emperiyalist güçlerin hakimiyetine teslim olup ve bu güçlerin baskısı altında, halk tarafında haklı olarak “Washington’un Adamları” lakabı verilmiş Türkiye’nin gerici yöneticileri, ülkelerini Amerikan füzeleri için ateşleme sahasına çevirirler. Türk askerleri ise ABD tarafından Sovyet Birliğine ve diğer sosyalist ülkelere karşı planlanan saldırı için taarruz durumuna geçirdiler.
Mustafa Kemal Atatürk’ün reformlarına ihanet eden gerici ve satılık Türkiye yöneticileri Celal Bayar, Adnan Menderes, Rüştü Zorlu, Hasan Palatkan vs.’ler, birkaç yıl içinde Türk halkına büyük zarar veren politikalar izlemişler.
Bu nedenlerden dolayı halk Mayıs 1960’ta yapılan askeri darbeyi desteklemiştir. Darbe sonucunda iflas etmiş Menderes hükümeti devrilmiştir. İktidar başında general Cemal Gürsel’in olduğu Milli Birlik Komitesinin eline geçmiştir. Bilindiği gibi, darbeden sonra Cemal Gürsel beyan etmiştir ki, yeni hükümet Kemal Atatürk’ün geleneksel siyasetine dönmek niyetindedir.
Dikkate değer ki, S. İ. Aralov tarafından tarif edilen Türk halkının milli kurtuluş savaşının yıllarında Cemal Gürsel, tamamen Mustafa Kemal Paşa’yı destekleyen yurtsever subayların arasında bulunmaktaydı.
General Cemal Gürsel’in başında olduğu hükümetin tanıtım beyanatında Sovyet Hükümet tarafından, Türkiye yeni hükümetinin Sovyet Birliği ile ilişkilerin iyileştirilmesi için gerekli olan adımların atacağına ümit ifade edilmiştir.
SSCB Bakanlar Kurulu Başkanı N. S. Kruşçev Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Cemal Gürsel’e 28 Haziran 1960 yollanan mektubunda:
“Sayın Başbakan, bir kere daha vurgulamak istiyorum ki Moskova’da, Türkiye yeni hükümetinin, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu ve Türkiyenin bağımsızlığı için savaşmış olan Kemal Atatürk politikasının prensiplerini takip etmeye niyetli olduğu beyanatı memnunlukla karşılanmıştır. Komşu ülkelerimiz arasında dostluk ve hatta kardeşlik ilişkileri, hatıramızda Atatürk ismiyle bağlıdır. “Sovyet–Türk dostluğu şu ana kadar uluslararası barış için hayır ve fayda getiriyordu. Bu dostluk ileride de olumlu ve yararlı olacaktır” diyen Atatürk’ün sözlerini unutmayacağız” demiştir.
“Yeni Türk Hükümeti tarafından Atatürk politikasına dönüş fiilen gerçekleştirilecekse hepimiz Sovyet–Türk ilişkilerinin, Sovyet devletinin ulu kurucusu ve Şark/Doğu halklarının dostu V. İ. Lenin ile Yeni Türkiye önderi Atatürk zamanında mevcut olan iyi komşuluk ve gerçek dostluk seviyesine dönmüş olacağını umarız” diye eklemiştir.
Sovyet ve Türkiye halklarının hayati derecede önemli arzuları, bütün dünyada barışı muhafaza etmek ve sabitleştirmek ihtiyacı, SSCB ile Türkiye arasında gerçek dostluk ilişkilerinin yeniden kurulmasını ve geliştirilmesini icap ettirir. Bu ilişkilerin temeli V.İ.Lenin ile Kemal Atatürk tarafından atılmıştır. S. İ. Aralov’un kitabı bunun nasıl olduğunu anlatır.
D. Yuditskiy, 1960


Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.